SAMSUN JEN
Samsun için haber | analiz | video | aktivite

[ Net'icemiz ]

“İspanyolların adil olmayan bir güreş meydanında yaralı bir boğaya sapladıkları şişten sonra neden seyircilere dönüp referans yaptıklarını, o anda ne hissettiklerini en iyi bunlar bilirler…”

Hamit Güneş’ten ‘internet kuşağı’ üzerine muhteşem bir yazı…

Okumak için TIKLAYIN#

Samsun hava durumu

NET’İCEMİZ

-bilgisayar çağında çağ dışı kalmayanlar üzerine-

Parmak kasları gelişen yeni nesil, abilerini taklit etmekte. Gülüp geçmekte, unutup yeni başlıklar açmaktalar. Kişilik haklarına saygı ya da empati yeteneği, yeni değerlerle örtülü dünyada ihtiyaçlar listesinde yok. Kendi mahallesindeki takımlar yerine yurtdışında -mümkünse İngiltere premier liginde- bir takımı destekler, Türkiye basketbol liginde yer alan takımların hepsini saymak yerine, NBA’deki popüler bir takımın ilk beşini saymakla övünürler; milliyetçi, çağdaş rock’cu ve geveze olmakla birlikte, çoğunlukla İngilizce olmak üzere kendi kültürlerini kati suretle ifade etmeyen bir ‘nickname’ ile sanal dayılık yaparlar.

Kan, toplandığı uzvu ateşler. Isıtır. Bunların da en çok poposu ısınır. Oturdukları yerden yorum yapamayacakları hiçbir konu yoktur. Abone olduklar dergilerden mesela umuma açık parklarda, mesela içine çekirdek koymak için, mesela ara sokaklarda, mesela peynir koymak için bulamazsanız. Kuşe kağıdı ve birinci hamurdur ama kaloriden ziyade karbonhidrat yüklemesi yapar.

‘Copy paste’ icat edildi edileli her konuda söyleyecekleri bir şey olmasına karşın, en çok ikili ilişkilerdeki başarıları ile dikkat çekerler. Kendi zayıflıkları eğlence, kendi zaafları tutku, kendi yanlışları tecrübe, kendi hayal kırıklıkları önemlidir de, söz konusu başkaları olunca; hele de yüzünü göstermeyeceği, yüzünü göremeyeceği bir kimse söz konusuysa, eyyam ve ahkam hususunda üstlerine yoktur.

Şibumi’den sonra bloklar arasında yeşeren platformlarda her şeyin bir silah olabileceğinin ilhamıyla “döşerler”. Yazmak onlar için göz kamaştırıcıdır. Güneş gözlüğü kullanırlar. Mail hesapları akılda kalıcı ama özleri hakkında yanıltıcıdır. İsimlerinden ziyade nick’leri ile varoluşlarını kayar gibi yaşarlar.

Mesela Selim Işık kendi kendine açık oturumlarda beyin fırtınası yaparken, bu kardeşler geyik yapmak üzere sanal yaşam alanlarını seçilmiş sınırlı sorumlu halka açarlar. Fakat mevzu bahis son derece dikkat edilmesi gereken bir konu üzerinde sorumsuzca yapılan bir açıklama ise, ki nerdeyse tamamı muhabir elinden yapılma kağıtların editör keyfinden geçmiş ve serseri bir yön verilmiş uçaklar gibi ajanslara düşmesiyle yaşam alanlarını izin verdikleri ölçüde ihlal eder, yani, herhangi bir şekilde herhangi bir şeye “kafaları bozulursa”, hemen ağızların payını verirler. Kendi paylarına düşen, arkadaşları ile bir sonraki örtünün dışına kendi görmek istedikleri sanal dünyayı çizmektir.

Bir karamazof kadar kibirli ve masum, bir Aleksi Zorba kadar erkek ve duyarlıdırlar. Ne verilen cevapları o kadar hesaplıdır gerçi, ne de tek başlarına kaldıklarında korkudan öyle uzak… Ama kendilerine ve arkadaşlarına asla sipere gitmeden dünyanın bütün savaşlarını yönetebileceklerine, mesela ‘counter’ ile bunu başarabildiklerini ispat eden bu sanal kahramanlar, hayatın bazen bütün acıları bir gece ile bir sabah arasında sıkıştırıp bir insan için cömertçe sunabileceğine ihtimal vermeden, yani kendilerinden ve kendi bildiklerinden daha önemli dertleri olanların varolabileceğini hiç hesaplamadan akıllarından tuttukları sayı ve takımların derdiyle bir geceyi hiç edebilirler.

Faturaları bir şekilde ödenen bu arkadaşlar için ekonomik sıkıntılar dışında hiçbir şey sevgili ile olan problemlerden daha kayda değer değildir, arabesk ile rock arasına Kwai köprüsünü bilinçsizce inşa ederlerken. Hicran Türk Sanat Musikisi, sıla Anadolu’da kendiliğinden yeşeren bir tür türkü… Ama sonu baba ile biten bütün sanatçılar sert bir çizgi çeker onlarla diğerleri arasına. Düzeyleri belirginleşir ve şakaları giderek artan bir dozda dünyalarını yaşanabilir bir yer kılar. Artık diğer insanlar onlar için sanal ve materyaldir. İnternette olan kendileri olsa bile…

Olasılıklarla uğraşmaz, gerçeklerle ilgilenmez, detayları umursamaz ve son sözü söylemek için aldıkları ebedi haktan asla vazgeçmezler. Haber sitelerinde haber altında, diğer internet sitelerinde forum ağında ağızlarına geleni söyler ve iyice ısınan baldırlarını hafifçe kaldırarak ikmal ettikleri serin havayı vücutlarının uyuşmaya yüz tutan öncelikli bölgelerine sevk ederek rahatlarlar.

Tuvalet yerine forumları kullanacak kadar çevreye karşı bilinçli, asıl isimlerini ve tanıtıcı kimliklerini kullanmamada bir istihbaratçı titizliği gösterecek kadar çevrelerine dikkatli, kınamaya, laf sokmaya, hakaret etmeye, belden aşağı vurmaya, rezil etmeye, beter etmeye; yani hülasa; büyürlerken kimselere fark ettirmeden hücrelerine yerleşen kendi doğrularını ötekilerinin aptal yanlışlarına karşı bir bıçak gibi kullanmakta doğuştan heveslidirler. (bakınız Şibumi’li paragraf)

Dostu kanırta kanırta, düşmanı istemeye istemeye güldüren mizah anlayışları son derece gelişmiştir. Hatta, nihai amaçları budur. Sokulan her laf, atılan bir goldür. Bazen kendileri yaratıcılıklarını ortaya koyarlar, bazen çok müsait bir pozisyonu gole çeviriler, bazen de bir şekilde atılan goldür işte. İspanyolların adil olmayan bir güreş meydanında yaralı bir boğaya sapladıkları şişten sonra neden seyircilere dönüp referans yaptıklarını, o anda ne hissettiklerini en iyi bunlar bilirler. Ama tabii ki hayvanlara eziyet etmeye karşıdırlar. Bu başka bir konudur onlar için. Bu konuda da söyleyecekleri bir şey mutlaka vardır ama yeri orası değildir.

Bütün bunları sıralarken, hep yazmak istediğim şu cümle oldu aslında. Bundan iki yüz sene sonra ne bu yazıyı yazan, ne bu yazıyı yazdıranların hiç biri olmayacak dünyada. O saldırılar ve bu savunmalar neyin nesi aslında?

Şüphesiz hepsi tek tek iyi çocuklardır. Ama onları toplayıp bir kefeye koyunca işte ortaya böyle bir genelleme çıkıyor.

HAMİT GÜNEŞ

Diğer ALAN SAVUNMASI yazıları için tıklayın//

No Responses Yet to “[ Net'icemiz ]”

Leave a Reply